Kendi Gözünden Bak

Kendi Gözünden Bak

Farkında olmak, uyanmak dediğimiz şey; sana dayatılmış, öğretilmiş toplumsal yargılarla değil, komşunun gözlüğüyle değil, bilgisine inandığın başka insanların taşıma söylentileriyle değil, kendi vicdan muhaseben ve maneviyatın ile görebilmektir olanları.

“Nasıl bakarsan, onu görürsün”, “Ne ekersen, onu biçersin” felsefesine dayalı bir bakış açısı ile sürdürebilmektir yaşamı. Fark etmek olgusunun bir yaşam tercihine dönüştüğü günümüzde iki seçeneğimiz var:

  • Ya fark eder, kendi değer ve yargılarını oluşturur; doğru, iyi ve güzeli seçersin.
  • Ya da kendini başkalarının görüşlerine ve bakış açılarına teslim edersin olanları ve olacakları.

Mühim olan neyi seçtiğin.

Yarın seçim var. Dün atalarının kanları uğruna sahip çıktığı; memleketlerini, çocuklarının ve onların çocuklarının yaşayacağı toprakları, refah düzeyini, geleceğini kime emanet ettiğini seçeceksin.

Ne kötü bir zorunluluk değil mi? Senin yetiştirdiğin domatesi, biberi yiyemeyecek, senin hür fikrinle okutulamayacak, senin değerlerinle yetişemeyecek bir nesli, dünyevi hırslar peşinde sürüklemene sebep olacak bir tercih yapman istenecek.

Sen dünyanın iyi olmasını, ülkenin bütün ve refah içinde geleceğe taşınmasını arzularken, belirsizliğe bir damga da sen vuracaksın. Hem de yarın.

Seçmek zorunda bırakılmak! Ne kötü bir zorunluluk aşaması... Ama bu çıkmaza seni sokan tek şeyin bugüne kadar doldurulmuşluk ve “o bunu dedi”, “bu bunu vadetti”, “bu böyleymiş”ler olduğunu fark etmelisin.

Kendi gözlüklerini tak!

Ve tek mücadelen doğru bildiklerin olsaydı, nasıl olurdu? Hiç düşündün mü?

Düşün!

Çünkü dün bitti, yarın ne olacağı belli değil. Sadece an var ve anda verdiğin karar...

13.05.2023